MERAK ETTİKLERİNİZ

DİŞ HEKİMLİĞİNDE ACİL YAKLAŞIM

  • Ağrıyan diş üzerinde ve dişlerin arasında bulunan gıda birikintileri, diş fırçası ve diş ipi kullanılarak temizlenmeli ve yarım su bardağına yarım çay kaşığı tuz ilave edilerek elde edilen tuzlu su ile ağız iyice çalkalanmalıdır.
  • Kesinlikle ağrıyan diş üzerine ASPİRİN ya da herhangi bir ağrı kesici ilaç uygulanmamalıdır. Kimyasal yapıları nedeni ile bu gibi ilaçlar diş etinde ve çevre yumuşak dokularda tahrişlere neden olabilmektedir. Bu da diş ağrısının yanında ikinci bir ağrının oluşmasına neden olacaktır.
  • Eğer iltihap nedeni ile yüzde şişlik oluşmuşsa o bölgeye soğuk kompres yapılmalıdır.
  • Dişhekimine gitmeden önce bir ağrı kesici ilaç alınabilir.
  • Diş üzerinde çürük nedeni ile oyuk oluşmuşsa buraya çok az karanfil yağı (eugenol) emdirilmiş pamuk koyulabilir. Eugenol ağrının azalmasını sağlayacaktır. Ancak, bu işlemi yaparken eugenol fazla kullanılarak diş etine sızmasına neden olunmamalıdır. Çünkü karanfil yağı da yumuşak dokuları tahrip edici özelliğe sahiptir.
  • Bir an önce dişhekimine başvurulmalıdır.
  • Tedaviye yardımcı olabilir düşüncesi ile -mümkünse- kırılan diş parçası bulunarak koruma altına alınmalıdır.
  • 30 dakika içerisinde dişhekimine gidilmelidir.
  • Bu arada bölgede kanama meydana gelmişse temiz bir gazlı bez ile basınç uygulanmalıdır. Basınç uygulamasına rağmen kanama 15 dakika içerisinde durmazsa en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.
  • Diş kırılmaları, dişlerin yerlerinde oynaması ya da çıkması, ağız dokularında yaralanmalar ve beyin sarsıntısı sıklıkla da basketbol, futbol vs. gibi kontak sporları yaparken oluşan çarpma ve düşmeler ile trafik kazaları sonucunda oluşmaktadır. Özellikle kontakt spor yapan çocuklarda oluşabilecek ağız yaralanmalarını ve diş kırıklarını önlemek için uygulanacak en uygun yöntem ağız koruyucusu (mounth guard) kullanmalarını sağlamaktır.
  • Diş darbe nedeni ile kendi yuvasında yer değiştirir ise hafif bir parmak basıncı ile diş eski pozisyonuna getirilmeye çalışılmalıdır.
  • Dişi yuvasına yerleştirirken kesinlikle zorlanmamalıdır.
  • En geç 30 dakika içerisinde dişhekimine başvurulmalıdır.
  • Yerinden çıkan diş bulunmalıdır.
  • Bulunan diş taç (kuron) kısmından tutulmalıdır. Dişi kök kısmından tutarak buradaki dokuların daha fazla hasar görmesine neden olunmamalıdır. Eğer dişin kök kısmındaki dokular fazla hasar görürse dişin yuvasına tutunması mümkün olmaz. Kuron kısmından tutulan dişin üzerinde bulunan yabancı maddeler akan su altında yıkanmalıdır.
  • Diş yüzeyinin temizlenmesi sırasında ovalama işlemi yapılmamalı ve kesinlikle fırça kullanılmamalıdır
  • Öncelikle dişi yuvasına yerleştirmeye çalışılmalıdır.
  • Dişi yerine yerleştirirken aşırı kuvvet uygulanmamalıdır. Aksi taktirde diş ve diş yuvasında ciddi hasarlara neden olunabilir.
  • Diş yuvasına yerleştirilebilmişse yerinde sabit kalabilmesi için üzerine temiz bir gazlı bez koyularak ısırtılmalıdır.
  • Bu şekilde en kısa zamanda dişhekimine başvurulmalıdır.
  • Eğer diş yuvasına yerleştirilememişse diş hekimine gidinceye kadar süt ya da su içerisinde korunmalıdır.
  • Yerinden çıkmış dişi tekrar kazanılması için diş dokularının fazla zedelenmemesi ve mümkün olduğunca çabuk diş hekimine baş vurulması gereklidir.
  • Uygun şartlarda korunmuşsa ve en geç yarım saat içerisinde diş hekimine ulaştırılmışsa dişin tekrar kendi yuvasına yerleştirilerek (reimplantasyon) ile kurtulma şansı %90 dır.

İMPLANT HAKKINDA

Diş kaybının birçok insanın yaşadığı bir durum olduğu bilinmektedir. Diş kaybı sebepleri bir çok farklı sebebe dayanmaktadır. Bu sebeplerin başında, çürükler, dişeti hastalıkları, travma sebepli kırıklar gelmektedir. Bu gibi problemli vakaların çözümleri için geçmiş zamanlarda daha travmatik uygulamalar yapılmaktaydı. Fakat teknolojide olan hızlı gelişmeler ile ‘implant’ Diş Hekimlerine ve Hastalarına büyük bir kolaylık olmuştur. Dental implant, eksik dişlerin işlevlerini yerine getirmek için çene kemiğine yerleştirilen yapay diş köküdür. Bu diş eksikliği sadece bir dişten oluşabileceği gibi birçok dişi hatta bütün dişleri de kapsayabilir.

İmplant uygulaması için hangi durumlarda kemik güçlendirme operasyonu gereklidir ?

Duruma bağlı olarak implant yerleştirilmeden önce kemiklerin güçlendirilmesi gerekebilir. Kemiğin kalitesi implant ın başarılı olması için anahtar bir noktadır. Zaman içerisinde eksik dişin altındaki çene kemiği aşınır yada küçülür. Bu genellikle geride implant ı taşımayacak kadar güçsüz bir kemik yapısı bırakır. İmplant Tedavisinde sinüs lifting işlemi gereklimidir? Üst çenenin arka kısımları genellikle kemiğin güçsüzlüğü ve sinüslere yakın olması sebebiyle implant yerleştirmenin en zor olduğu bölgelerden biridir. Sinüs kaldırma operasyonu sinüs zarını kaldırıp sinüs üstüne bir kemik kökü eklemekle başlar. Sinüsün kaldırılması implant‘ın  uzun zaman dayanması şansını arttıran bir operasyondur.

İmplant yapmak için kemik seviyesi yükseltilebilir mi?

Bazı durumlarda , çene kemiği implant takılmasını imkansız hale getirecek şekilde aşınmış olur. Bu durumlarda kemik çizgisini yükseltmek için Kemik nakli gerekecektir. Bu operasyonlar birlikte ya da ayrı ayrı yapılabilir. Vücutta kemik nakli için gerekli kemik yapının sağlanabileceği birçok bölge vardır. Kemikler ağız içinden , çene bögesinden azı diş bölgesinde yada son dişin arkasındaki üst çeneden alınabilir. Gerekli görülürse hayvanlardan yada sentetik maddelerden kemik sağlanabilir.

İmplantın alerji ve kansere sebep olduğuna yönelik düşünceler her zaman söz konusu olmuştur. İmplantın alerjiye sebep olması durumu söz konusu olabilmektedir. Bu da neredeyse milyonda bir rastlanan titanyum alerjisi olan bireylerde söz konusu olabilmektedir. Bu tip durumlar yapılan bilimsel araştırmalarda bir veya iki kere rastlanmış bir durum olarak rapor edilmiştir. Yani baktığımızda neredeyse hiçbir zaman implant alerjisi söz konusu olmamaktadır. İmplantın kanser yaratma olasılığı ile ilgili olan senaryolar ise, şehir efsanesinden ileri gidememektedir. İmplant ve kanserin birbiri ile bağlantısı olduğunu ispat edebilen bir tane bile araştırma yayınlanmamıştır. Bu sebepten ötürü bu konuda endişelenmek gereksizdir. Sonuç olarak implant çok ama çok doku dostu bir materyaldir. Sağlığa herhangi bir sistemik sakıncası yoktur.
İmplant operasyonu sırasında hastanın ağrı hissetmesi durumu söz konusu bile değildir. İmplant operasyonu lokal anestezi ile yapılmaktadır. Doğru uygulanan bir lokal anestezi ile hasta operasyon sırasında ne olursa olsun ağrı hissedemez. Ağrı korkusuyla implant uygulaması yaptırmamak yersiz bir kaygıdan ileri gitmemektedir. Lokal anesteziler uygulandıkları alan ve beyin arasında ileti sistemini belirli bir süre ile durdurmaktadır. Buna bağlı olarak operasyon alanında ne yapılırsa yapılsın, hasta bu uygulamaları hissedememektedir.
İmplant sonrası ağrı oluşması durumu çok ama çok nadir oluşan bir durum olmaktan ileri gidememektedir. Doğru uygulanmış bir implant çevre dokulara hiçbir zarar vermemektedir. Dolayısıyla herhangi bir ağrının implant kaynaklı olması asla beklenmemektedir. Ağız ortamı fazlasıyla bakteri barından bir ortamdır ve bu bakterili ortamdan hastanın etkilenmemesi için her minör cerrahi uygulaması sonrası reçete edilen ilaçlar olmaktadır. Hastanın bu reçete edilen ilaçları hekiminin tavsiyesi doğrultusunda düzenli olarak kullanması gerekmektedir.
‘Vücut implantı reddeder mi?’ sorusu en sık karşılaştığımız şehir efsanelerinin birinin sonucu olarak oluşan bir sorudan öteye gidememektedir. İmplant vücutla mükemmel uyuma sahip bir materyal olan titanyum alaşımından üretilmektedir ve implantı vücudun reddetmesi söz konusu bile değildir. İmplant kayıpları, vücudun implantı reddetmesinden değil, implant yapımı sırasında hekimin yaptığı hatalardan veya implant uygulanan hastaların bakım eksikliklerinden dolayı oluşmaktadır.
‘İmplant başarısının garanti midir?’ sorusu, hastalarımızın en çok sorduğu soruların başında gelmektedir. İmplant başarısı, hekimin yeteneği, bilgi birikimi, başarısı kadar hastayı da içine alan bir konu başlığıdır. Hekim ne kadar güzel bir operasyon yaparsa yapsın, ne kadar güzel bir protez yaparsa yapsın, hastanın ağız bakımı kötü ise, yapılan uygulamanın başarılı olmasından söz etmek bile yanlış olacaktır. Başarılı bir operasyon ile düzgün bir prosedür doğrultusunda uygulanan bir implant ve protez sonrası hastalarının optimum ağız bakımını sağlayabilmeleri durumunda, implant başarısı onbeş yılda %98,7 olarak bildirilmektedir. Tabi ki bu başarıda hastanın operasyon sonrası bakımı, protez uygulaması sonrası ağız hijyeni büyük önem arzetmektedir. Sigara kullanımı, doğal dişlerin katili olduğu kadar implantların da katili olacaktır. Bu sebepten ağzımızda implant da olsa, doğal diş de olsa, sigara kullanımı başarı için çok belirleyici bir etken olacaktır.
İmplant çeşitleri artık şekil itibariyle birbirine çok benzer bir hal almıştır. İmplantlar titanyum yüzeylerindeki farklı özellikleriyle birbinden ayrılmaktadır. İmplantların yüzey özellikleri ne kadar gelişmiş olursa kemik ile implant yüzeyi arasındaki tutunum da o kadar iyi olmaktadır. Bu biz hekimlerin implant seçimlerindeki düşüncelerini etkilemektedir.
Her eksik diş için bir implant yerleştirmek en uygun olacak olan tedavi planı olmakla beraber, her zaman uygulanamayan bir tedavidir. Bunun nedenlerinin başında, bu tip bir uygulamayı yapmanın hastaya büyük bir maddi yük getirmesidir. Ayrıca kemik her zaman implantı uygulayacağımız hacme sahip olamamaktadır. Fakat tam dişsizliğin olduğu durumlarda bile köprü protezi dediğimiz yapılarla implantlar birbirine bağlanarak daha az sayıda implant ile tamamen sabit protezler hasta ağzına uygulanabilmektedir. Komşu üç dişin yokluğu durumunda iki implant ve bu implantları birbirine bağlayacak olan bir köprü protezi ile dişsizlik çözülebilmektedir. Bütün dişlerin eksik olduğu durumlarda üst çeneye sekiz ile on implant, alt çeneye altı ile sekiz implant uygulayarak yirmisekiz veya otuziki diş ağıza yerleştirilebilmektedir. Sonuç olarak her diş için bir implant uygulama gerekliliği durumdan duruma farklılık gösteren bir durumdur.

İmplant operasyonundan hemen sonraki ilk 3 hafta implant diş tedavisinde en belirleyici faktörü oynamaktadır. Çünkü bu dönemde hastanın implant yapılmış olan sahaya ekstra özen göstermesi gerekmektedir. O alanı temiz tutmalıdır. Dikişlerin olduğu bölgelerde kesinlikle yemek artıkları bulunmamalıdır. Operasyon sahasından sızan kanı tükürmemeli, aksine yutmalıdır. Operasyondan sonra en az 48 saat süreyle tütün ve tütün muamülleri kullanımı yapılmamalıdır.

Operasyon sonrası bakımı güzel olan bir implantın başarısız olması neredeyse imkansızdır. Bu sebepten ötürü, implant operasyonu sonrasında hekiminizin uyarılarına ve reçete ettiği ilaçlara harfiyen uyulması başarı yolunda atılan büyük bir adımdır.

HAMİLELİK

"Hamilelik sırasında bebeğin kendisi için gerekli olan kalsiyumu annenin dişlerinden alarak annesinin dişlerinin çabuk çürümesine yol açtığı, bu nedenle hamile annelerin diş kaybına uğradığı " düşüncesi tamamen yanlıştır. Hamilelik sırasında annenin dişlerinden kalsiyum kaybı olduğuna dair herhangi bir bilimsel kanıt yoktur. Bu dönemde bebeğin ve annenin kemiklerinin sağlıklı olabilmesi için annenin günlük 1200-1500 mg kalsiyuma gereksinimi vardır. Hamilelik döneminde kadın süt ve süt ürünleri ile yeşil yapraklı sebzeler gibi kalsiyum dan zengin gıdalar alarak kalsiyum gereksinimini karşılamalıdır. Eğer gıdalarla yeterli kalsiyum sağlanamazsa bebeğin gelişimi için gerekli olan miktar annenin kemiklerinden karşılanır. Dişlerden kalsiyum çözünmesi olmaz.

Eğer iyi bir beslenme ile beraber yeterli ağız diş bakımı yapılırsa hamilelik döneminde normal dönemden farklı bir diş sorunu ile karşılaşılmaz. Hamilelik sırasında beslenme hem annenin hem de bebeğin genel sağlığı ve ağız diş sağlığı için oldukça önemlidir. Bakınız: 1-Diş Sağlığı ve Vitaminler, 2-Dengeli Beslenme Hamilelikte bebeğin diş gelişimi 5. ve 6. haftalarda başlar.

Ağız ve diş sağlığı açısından tüm hamilelik döneminde:
  • A,C,D vitaminleri ile fosfor ve kalsiyumdan zengin temel yiyecekler alan meyvalar ve sebzeler, tahıl , süt ve mandıra ürünleri ile ile , et , balık ve yumurta dengeli olarak alınmalıdır.
  • Şeker mümkün olduğu kadar alınmamalı (özellikle yemek aralarında).
  • Kurutulmuş meyve ve karemel gibi yapışkan şekerli yiyeceklerden kaçınılmalıdır.
  • Hamileliğin ilk üç ayında bebeğin organ gelişim evresi olan ilk üç ayda etkili dental tedaviden kaçınılmalıdır.
  • Tedaviler ikinci üç aya ertelenmelidir.
  • Diş ya da diş eti iltihabı gibi acil durumlarda, var olan enfeksiyonun bebeğin gelişimini dental tedavinin olumsuzluklarından daha fazla etkileyebileceği düşüncesi ön plana alınmalı ve bir jinekoloğun önerileri doğrultusunda dental tedavi yapılmalıdır.
  • Son üç ayda tedavi için gerekli olan pozisyonları rahat alalaması ve koltukta uzun süre oturamaması nedeni ile diş tedavisi yaparken anne rahatsız olabilmektedir.
  • Hamilelik esnasında birçok ilacın kullanılmaması ya da kontrollü kullanılması önerilmesine karşın, dental tedavilerde kullanılan lokal anesteziklerin herhangi bir yan etkisi rapor edilmemiştir.
  • Lokal anestezi kullanılmasında üretici firmanın önerileri doğrultusunda hareket edilmelidir.
  • Herhangi bir uyarı yoksa lokal anestezik kullanmada bir sakınca yoktur.
  • Anestezi altında yapılan tedavide hasta ağrı duymayacak ve daha az stres yaşayacaktır.
  • Diş çekimi yada herhangi bir müdahale için gebelik sırasında lokal anesteziklerin kullanılmasında üretici firmanın önerileri doğrultusunda hareket edilmelidir. Herhangi bir uyarı yoksa kullanmada bir sakınca yoktur.
  • Antibiyotik kullanımı özellikle Penisilin ve türevleri (amoxicilline vs. ) kullanımını bebek için herhangi bir sakıncası yoktur.
  • Tetrasiklin gurubu antibiyotikler alınmamalıdır. Tetrasiklin gebelik sırasında alınırsa bebeğin dişlerinde "tetrasiklin renklenmeleri" dediğimiz renklenmeler oluşur.
  • Ağrı kesici kullanmada dikkat edilmeli ve kesinlikle üretici firmanın önerilerine uyulmalıdır.
  • Diş hekimliğinde kullanılan röntgen makinalarında radyasyon çok düşük seviyede olmasına rağmen hamilelerde röntgen çekiminden kaçınılmalıdır.
  • Zorunluluk yoksa bu işlem doğum sonrasına ertelenmelidir.
  • Eğer acil bir tedavi için kesinlikle röntgen filmi çekilmesi gerekiyorsa : Anneye özel koruyucu önlük giydirilmeli, hızlı film kullanarak ve düşük doz uygulaması yapılmalıdır.

FİSSÜR ÖRTÜCÜ

Fissür örtücüler, arka dişler üzerindeki bu oluklara uygulanan şeffaf veya beyaz renkte sıvı şeklinde plastik esaslı maddelerdir. Diş minesine yapışarak çürük oluşumuna engel olur. Sıvı şeklinde olduğundan diş yüzeyindeki bu olukların içine tamamen akarak tutunur ve böylece diş yüzeyinden herhangi bir aşındırma işlemi yapmaksızın uygulanır ve yükseklik oluşturmaz.
Fissür çürükleri çocuklarda ve gençlerde daha kolay oluşur, bu nedenle özellikle daimi dişleri yeni sürmüş çocuklara uygulanmalıdır. Diş üzerinde herhangi bir aşındırma işlemi yapılmadığından ağrısız bir işlemdir ve sadece birkaç dakika sürer. Bazı durumlarda ise dişin çiğneyici yüzeyinin bir kısmında çürük oluşmuştur diğer kısımlar ise sağlamdır. Bu durumda çürük olan bölgeye dolgu yapılır ve kalan sağlam fissurleri çürüğe karşı korumak için fissur örtücü uygulanır.
Çocuğunuz dişlerini her gün fırçalayıp diş ipi kullansa bile, dişlerin üzerindeki girinti ve çıkıntılara bu temizleme ajanları ulaşamaz.Yiyecek artıkları ve bakteriler bu girintilere yerleşip diş çürüğü oluşturma tehlikesi yaratırlar. Fissür örtücüler akışkan kıvamda oldukları için fissürlerin en derin noktasına kadar ilerlerler. Dolayısıyla fissürler tamamı ile en derin noktasına kadar kapanırissür sealantlar bu bölgeleri tıkayarak yiyecek artıkları ve bakterilerin yapışmasını imkansız kılarlar.

SİGARA

Sigara genel sağlığımız için zararlı olduğu gibi ağız ve diş sağlığımız için de zararlıdır. Dişeti iltihabının şiddetlenmesi,dişeti tedavisi sonrası iyileşmenin bozulması, dişetlerinde ve dilde renk değişikleri başta olmak üzere dişetleri üzerinde pek çok negatif etkiye sahiptir.

Sigara; yaş, cinsiyet, sosyoekonomik durum, oral hijyen gibi hazırlayıcı sebepler arasında periodontal hastalığın en büyük etkeni olarak kabul edilmiştir. Sigara, dişeti hastalığının seyrini olumsuz yönde etkileyen faktörlerin başında gelir. Sigara içenlerde gingivitis ve periodontitisin daha şiddetli olduğu pek çok araştırmacı tarafından ispatlanmıştır. Sigara bakterilerin diş yüzeyine tutunmasını kolaylaştırır. Dişetinin savunma düzenini bozar. Böylece dişetlerini bakterilere karşı daha savunmasız bir hale sokar. Hastalığın erken belirtilerinin ortaya çıkmasını engeller. Tedaviye yanıtı zayıflatır. Diş taşı oluşumu ile ilgili çalışmalarda sigaranın tükürük akış hızını azalttığı ve dolayısıyla diş taşı oluşumunu arttırdığı tesbit edilmiştir. Nikotinin sempatik sinir sistemini uyardığı düşünülmektedir. Bu uyarının etkilerinden birinin de tükürüğü azaltmasıdır. Tükürük azlığının neden olduğu ağız kuruluğu, diş ve diş etleri üzerinde bakteri plaklarının teşekkülünü kolaylaştırır. Bu da diş taşı oluşumunu arttırır. Tütün dumanı oksidadif redüksiyon potansiyelini değiştirerek, bazı mikroorganizma türleri üzerinde etki gösterir ve anaerobik bakterilerin çoğalmasına olanak sağlayarak çeşitli enfeksiyonların oluşmasını kolaylaştırabilir. Nikotinin damarları daraltıcı etkisine bağlı olarak dişetinde kan akımı azalır. Dişetine yeterli oksijen ve kan hücrelerinin ulaşmasına engel olur. Bu durumda dişetinin kendini koruyucu ve tamir edici özelliğini zayıflatır. Lokal oksijen basıncının azalması anaerobik bakterilerin çoğalmasını ve büyümesini sağlar. Ayrıca yanak ve dişetleri üzerine bakterilerin bağlanmasını da arttırabilir. Sigara kullanımının mikrobiyal diş plağının neden olduğu dişetindeki iltihabi değişiklikleri baskılayarak dişeti kanamasını azalttığı, ayrıca alveol kemiği kaybı, cep derinliği ve diş kaybı sıklığının sigara kullananlarda daha fazla olduğu düşünülmektedir. Dişetlerinde oluşacak harabiyetler 6 ayda diş taşı ve dişeti tedavisi yapılarak azaltmak mümkündür. Sigarayı daha uzun süre içenler, daha az içenlere göre daha fazla cep ve periodontal kemik kaybına sahiptirler. Kemik erimesi sonrası diş etleri çekilmekte (kemik seviyesi azalmakta) ve zamanla da dişler kaybedilmektedir. Sigaranın ağızda neden olduğu problemlerden biri de lökoplaki denilen ve ağızda yumuşak dokuda görülebilen beyaz lezyon oluşumunu arttırmasıdır.

Hastalığın belirtileri tükürük zarlarında veya ağız boşluğunda görülmekte ve yanak içlerinde, damakta, dişetlerinde, dilde, yutak duvarında beyaz ya da mavimtrak beyaz kalınlaşmalar olarak gözlenmektedir. Bu kalınlıklara bazen çıkıntılı, bazen de sertleşmiş veya kabuklaşmış olarak da rastlanmaktadır. Asıl nedeni bilinmemekte ise de, en çok sigara içenlerde rastlandığından sigara içmekten ağızda meydana gelen tahrişin, hastalığın gelişmesinde önemli bir faktör olduğu düşünülmekte. Ayrıca pürüzlenmiş diş uçları, iyi yerleşmemiş takma dişlerin vb. lökoplakiye neden oldukları sanılmaktadır. Çoğunlukla hiçbir belirtisi yoktur ve hastalık kazara hastanın kendisi tarafından fark edilmekte veya doktor ya da diş muayenesinde meydana çıkabilmektedir. Bazı hallerde yanma, sızlama hissedilmektedir. Lökoplaki kanserin öncüsü olabileceğinden önem arzetmektedir. Sigaranın solunum ve kalp-damar sistemi ile ilgili olumsuz etkilerinin yanı sıra, ilk olarak temasa geçtiği ağız ortamı ve periodonsiyum üzerine de zararlı etkilerinin olduğu bilinmektedir. Ve bu etkiler azımsanmayacak kadar fazladır.

Sigara ve tütün kullanımının zararlarını şöyle sıralayabiliriz:
  • Dişlerin üzerinde katran artıkları ve koyu-kahverengi lekeler birikir.
  • Dişetlerinde de siyah-mor renklenmeye neden olarak kötü bir görüntü oluşur.
  • Damakta kırmızı renkli iltihabi oluşumlar birikir.
  • Diş hastalığına sigara kullanmayan kişilere göre daha fazla yatkınlık gözlenir.
  • Kötü ağız kokusu meydana gelir.
  • Sigara kullananlar ağız hijyenine de dikkat etmedikleri için aşırı plak oluşumu gözlenir.
  • Siyah kıllı dil görüntüsü oluşur.
  • Tat duyusunda azalma meydana gelir. Sigara kullananlar yedikleri birçok şeyden tat alamadıkları için özellikle sağlıklı ve faydalı olan meyvelerin tüketimini bırakırlar.
  • Ağızda doku bozuklukları, oral mukozal lezyonlar daha sık gözlenir.
  • Dişeti çekilmesi daha sık gözlenir.
  • Ağız kanserlerine yatkınlık daha fazladır.

Sigaranın yol açtığı zararlardan biri olan ağız kanserlerinin %75’inde sigara ve alkol alışkanlığı olduğu saptanmıştır. Sigara içmek dudak, damak, yanak ve diş etlerinde ağız kanserlerine de zemin hazırlamaktadır. Kişi sigarayı bırakırsa ağız kanserine yakalanma riski önemli ölçüde azalır. Sigara bırakıldıktan 10 yıl sonra ağız kanseri olma riski, hiç sigara içmeyen bireye denk olur.

DOLGU

Hem amalgam hem de kompozit dolguların yapıldıktan sonra 5-7 yıllık ideal bir ömrü vardır. Eğer daha önce yapılmış amalgam dolguda herhangi bir kenar uyumu bozulması ya da yeni çürük oluşumu başlamadıysa ve estetik olarak değiştirilmek istenmiyorsa amalgam dolgunun değiştirilmesi şart değildir. Bazı araştırmalarda amalgam dolguların içerisindeki civanın yan etkilerinden bahsedilmektedir. Hekim tarafından gerekli görülen durumlarda amalgam dolguların değiştirilmesi önerilir.

Amalgam dolgular yaklaşık 150 yıldır diş çürüklerinin tedavisinde kullanılmaktadırlar. İçerik olarak baktığımızda gümüş, bakır ve çinkoya ilaveten hemen hemen aynı miktarda civa bulundurmaktadır. Amalgam dolgu ağız içinde bulunduğu müddetçe, içeriğindeki civa yavaş bir salınımla buharlaşır ve tükürükle birleşerek vücudun dolaşım sistemine geçer. Sistemde çok az miktarlarda bulunsa bile ağır bir metal olan civa, uzun sürelerde kalıcı hasarlar bırakabilir. Bununla birlikte civa alerjisi ve metal dolgu nedeniyle ağız içinde oluşabilecek elektriksel aktivite de amalgam dolgularda görülebilecek komplikasyonlar olabilmektedir.

Bazı çalışmalarda amalgam dolgularla ilgili şu sonuçlara ulaşılmıştır;
  • Soluduğumuz civa buharının miktarı, dolgu sayısıyla doğru orantılıdır.
  • Bu miktar çiğneme, diş gıcırdatma veya diş fırçalama gibi etkilerle 15 kata kadar çıkmaktadır.
  • Dolguların büyüklüğü de kan, böbrekler ve sinir sisteminde biriken civa miktarını arttırmaktadır.
  • Bazı insanlarda ağız içi florada bulunan bazı bakteriler civa buharını, 100 kez daha toksik olan metil civaya dönüştürmektedir.
  • Amalgam, bağışıklık sistemindeki T hücrelerinin kalite ve sayısını negatif olarak etkileyebilir.
  • Civa, dolaşım sisteminin oksijen taşıma kapasitesini düşürerek , sıklıkla karşılaşılabilecek yorgunluğa neden olur.
  • Bunların yanında amalgam ve civanın insan vücudu için en ufak bir faydasının olduğunu gösteren bir çalışma bulunamamıştır.

Amalgam söküldüğünde yerine kompozit ya da porselen restorasyonlar yapılmaktadır. Bu malzemeler vücutla uyumlu oldukları kadar estetik ve pırıl pırıl bir görüntü vermektedir. Çok nadir durumlarda, amalgam sonrasında uygulanan restorasyonlar dişte hassasiyet oluşabilmektedir. Bunun için flor uygulaması ve bir takım hassasiyet giderici ürünler kullanılabilir.

AFT

Rekürrent aftöz stomatit (RAS) yani bilinen ismiyle ağız içi aftlar; ağız mukozasında görülen ve oldukça rahatsız edici özellikte küçük, beyaz renkli, kırmızı sınırlı ve ağrılı ülserasyonlardır. Ağız içi aftların kesin nedeni bilinmemekle birlikte, tedavisinde etken olabilecek durumlar ortadan kaldırılmalıdır. Uzun süreli ya da tekrarlayan aftlarda altta yatan sistemik bir hastalık olup olmadığı araştırılmalıdır.

RAS genellikle genetik geçişlidir. Oluşumunu tetikleyen etkenler kısaca şöyle özetlenebilir:
  • Travma : Parafonksiyonel alışkanlıklara bağlı olarak ya da yanlışlıkla dudak ve yanağın ısırılması , ortodontik braketlerle oluşabilecek travma ya da ağız içi dokularda ısı değişiklikleri sonucunda oluşabilir.
  • Stres : Aft oluşumunda sıklıkla etken olarak görülmektedir.
  • Yiyecek ve içecekler: Çikolata, kahve, kuruyemişler, çilek, domates, peynir , tuzlu /baharatlı vb. gıdalar RAS oluşumunda etkili olabilmektedir.
  • Hormonal düzensizlik: Ergenlik, gebelik, oral kontraseptif kullanımı gibi hormonal dengeyi değiştiren durumlarda aft oluşumunda artış görülebilir.
  • Sigara ve tütün kullanımı

Bunların yanında bazı ilaçların kullanımı, B vitamini ya da folik asit eksikliği, çölyak, Crohn sendromu , Behçet hastalığı, AIDS , lösemi gibi durumlarda da sıklıkla aft oluşumu gözlenir.

Ağız ici aftların belirgin bir etiyolojisi olmadığı için kesin bir tedavi de söz konusu değildir. Bazı hastalarda kısa süreli oluşum gözlenirken bazılarında kronikleşen bir durum söz konusu olabilir. Lezyonların çapı her durumda değişkenlik gösterir. İlerleyen yaşla birlikte azalma görülebildiği gibi bazı hastalarda zamanla artış da olabilir. Bu nedenle tedavi kişiye özel olmalıdır.

Tedavi , semptomları azaltmaya yöneliktir. Lezyon sayısında ve çapında azalma olursa, görülme sıklığı azaltılırsa tedavi başarılı kabul edilir.

Yumuşak diş fırçası kullanımı, klorheksidinli gargaralar, lokal ya da sistemik kortikosteroidler, ağız hijyeninin sağlanması, B vitamini kullanımı, diyete dikkat edilmesi lezyonların tedavisi için önerilir. En önemlisi altta yatan etken tesbit edildikten sonra onun tedavisine yönelik girişimde bulunulmasıdır.

  • Sıcak, asidik ve tahriş edici gıdalardan kaçınılmalır.
  • "2% hydrogen peroxide" solusyonuna batırılan pamuk yada gazlı bez ile aft bölgesi temizlenebilir.
  • Su ile karbonat karışımından hazırlanan ince yapılı bir krem aft üzerine sürülebilir.
  • Yarım bardak suya yarım kaşık tuz ilavesi ile elde edilen solusyonla günde üç kez gargara yapılabilir.
  • Yemeklerden önce aft bölgesine "xylocaine" solusyonu ya da ağız için hazırlanmış anestezik kremler uygulanabilir.
  • Aft üzerine uygulanacak "orabase", "Gly-oxide", "Cankaid","Ambesol" gibi ağız içi kremler uygulanabilir.
  • "sucralfate" tableti ılık suda eritip gargara yapılabilir.
  • Özellikle aftı başlangıç aşamasında "tetrasiklin" tableti suda eriterek elde edilen solusyon ile gargara yapmak aftın fazla büyümesini engeller ve ağrıyı azaltır.
  • Gene aftın başlangıç safhasında bölgeye bir topikal steroid "%0.1 lik triamcinalone" uygulanması ya da steroidli bir gargara "betamethasone syrup" ile gargara yapmak aftın fazla büyümesini engeller ve ağrıyı azaltır.
  • "Chlorhexadine" gargaralar iyileşme periyodunu kısaltır.
  • "Tetrasiklin" şurup la hazırlanan 12,500 unite "nystatin", 1.25 mg "diphenhydramine", ve 0.25 mg/m "hydrocortisone" karışımı 'shotgun' solusyonu olarak kullanılabilir.

Diğer

Diş taşı temizliği ile diş yüzeyindeki taşlar ve renklenmeler uzaklaştırılır ve neticede dişlerin kendi rengi ortaya çıkar. Diş taşı temizliği işlemi ile diş üzerinde sadece sigara, çay, kahve gibi boyayıcı gıdaların etkisiyle meydana gelen dış renklenmeler çıkartılabilir. Dişin kendi renk tonunun daha açık olması isteniyor ise bu ancak beyazlatma (bleaching) uygulaması ile mümkün olabilmektedir.
Beyazlatma, doğru şekilde ve doğru teknikle hekim tarafından planlanıp, takibi ve kontrolleri hekim tarafından yapıldığı sürece hiçbir zararı olmayan bir uygulamadır. Uygulama esnasında mine tabakasında küçük bir geçirgenlik artışı ve buna bağlı hafif hassasiyetler oluşabilir ancak uygulama sonrasında bu durum tamamen eski haline döner.
Evet vardır; her insanın ağız boşluğunda bulunan bakteri sayısı aşağıdaki gibidir,
  • Tükürük >100 milyon /ml
  • Diş plağı 10 milyon /mg
  • Periodontal cep(Diş eti ve dişin birleştiği yer) 500 milyon/ml
Dolayısı ile bir muayenehane veya hastaneye gelen bir hastanın dental malzeme ve aletlere bulaştırdığı bakteri sayısı milyonlarcadır ve bu durum diğer hastaların enfeksiyon hastalığı kapma olasılığını arttırmaktadır, Kurumumuza gelen her hastadan sonra mutlaka sterilizasyon ve dezenfeksiyon işlemleri, dünya sağlık örgütünün belirlediği kurallara uygun yapılmakta, çalışanlara enfeksiyon kontrolü ile ilgili sürekli hizmet içi eğitimler uzmanlar tarafından verilmektedir.
Evet vardır;
  • Dünyada en çok görülen enfeksiyon hastalıklarından biri olan Hepatit B, bütün dünyadaki önde gelen dokuzuncu ölüm nedenidir ve dünyada 2 milyardan fazla insanın hepatit B virüsü ile enfekte olduğu bilinmektedir
  • Hepatit C ,virüslerle bulaşan hepatitler arasında kan yolu ile en sık bulaşan tiptir
  • HİV virüsünde, tüm bulaşmaların %10-15’i kan yolu ile olmaktadır
Bulaşıcı enfeksiyon ajanlarının taşınmasındaki en büyük rollerden biri de diş hekimliğinde kullanılan STERİL EDİLMEMİŞ diş hekimliği malzeme ve aletlere aittir.
Gömülü dişler çene darlığı ya da pozisyon bozukluğu nedeni ile ağızda yerini alamamış dişlerdir. Gömülü 20 yaş dişleri yıllarca hiç sorun çıkartmadan ağızda kalabilir ancak çok ciddi problemlere de neden olabilir. Gömülü 20 yaş dişleri komşuluğundaki dişte çürümeye sebep olabileceği gibi kemikte enfeksiyon da oluşabilir. Ayrıca gömülü dişler etrafında çoğunlukla kistler, bazen de ameloblastoma gibi tümör oluşumları da gözlemlenebilir. Ortodontik tedavi görmüş ya da görecek kişilerde de gömülü 20 yaş dişlerinin alınması gerekebilir. Aksi halde baskı yaparak dişlerin çapraşıklığına neden olabilirler. Yine gömülü 20 yaş dişleri hastaya yapılması planlanan protezlerin kullanımını zorlaştırabilir veya yenilenmesine sebep olabilir. Sonuç olarak 20 yaş dişleri hastaya rahatsızlık verdiği veya yapılan tedavinin başarısını olumsuz yönde etkilediği zaman çekilmelidir. Aksi halde periodik kontrollerle takip edilmek kaydıyla ağızda bırakılabilir. Gömülü diş operasyonları lokal anestezi altında kısa bir operasyonla alınır ve bir haftalık bir sürede iyileşir.
  • Dişlerin çiğneyici yüzünde oluşan aşınma: Dişlerin birbirleri ile sürtünmesi sonucunda oluşan aşınma tüm dişleri kapsayabilirse de özellikle ön dişlerde daha etkilidir.
  • Dişlerde kırılma: Dişleri sıkma ve gıcırdatma sonucunda ön dişlerin köşelerinde arka dişlerin çıkıntılı kısımlarında mikro çatlaklar oluşur. Röntgen ile saptanamayan bu çatlaklar zamanla büyüyerek dişlerin kırılmasına neden olur.
  • Dişlerde aşırı hassasiyet: Genellikle soğuğa karşı hassasiyet gelişir.
  • Diş etinin geriye çekilmesi ve genellikle bununla birlikte oluşan dişin boynunda diş eti hizasında oluşan çentik şeklindeki aşınmalar: Bu durumun oluşmasına neden olarak ilerleyen yaşa bağlı diş eti çekilmesi ya da aşırı baskı uygulanarak yapılan diş fırçalama gösteriliyorsa da , bruksizm hastalığının dişlerde bu gibi oluşumlara neden olduğu bilinmelidir.
  • Dişlerde sallanma: Yıllar süren gıcırdatma sonucu dişler gevşeyerek sallanmaya başlar. Aşırı basınç dişleri saran kemik desteğinin kaybolmasına neden olur. Bu durumu kompanse etmek için dişlerin kökleri hizasında ekstra kemik çıkıntıları gelişir.
  • Yanaklarda iritasyon: Özellikle dişleri birbirlerine temas ettikleri kapanış çizgisi hizasında, yanağın iç kısmında çizgi ya da kabartı şeklinde fibröz bir oluşum meydana gelir. Bu oluşum nedeni ile sıklıkla "yanak ısırma" olayı ile karşılaşılır.
  • Kas ağrısı: Özellikle şakak ve yanak bölgesindeki kasların aşırı çalışması bu bölgelerde kas ağrısına neden olur.
  • Baş ağrısı: yukarıda belirtilen kas ağrısı zaman zaman baş ağrısı şeklinde kendini gösterir.
  • Çene ekleminde ağrı : Çene eklemine aşırı yüklenilme nedeni ile eklemde ağrı, çıtırtı ve kenetlenme olabilmektedir.
Bu belirtiler buruksizmin hemen başlangıcından itibaren ortaya çıkmaz. Olayın şiddetine ve süresine göre bazen yıllar sonra görülebilmektedir. Çoğunlukla belirtilerin tümü birden olmayabilir. Bazen çok az belirti gösterebilir.
  • Yirmilik dişin konum, şekil ve boyutuna bağlı olarak uygulanacak işlemin zorluk derecesi değişir. Basit bir çekimden sonra hafif bir şişlik, ağrı ve kanama olabilir. Daha özel işlemler gerektiren bazı kompleks çekimler de uygulanabilmektedir. Diş hekiminizin alacağı önlemler ve bulunacağı tavsiyeler yan etkileri minimalize eder.
  • Bu çekimi takiben -dry soket- denen bir iyileşme bozukluğu yaşanabilir. Çekim boşluğunda kan birikmez ve ağrı da gelişebilir. Birkaç gün içinde durum düzelir. Ayrıca diş hekiminin tavsiyelerine uyulduğu takdirde bu olayla hiç de karşılaşılmayabilir.
  • İleri yaşlarda kemik yapısı yoğunlaştığı ve esneklik azaldığı için çekim zorlaşır, iyileşme yavaşlar.
Çocuklarda ilk dişlerin (süt dişleri) konumları hakkında çok fazla endişelenmeye gerek yoktur. Bu dişler arasında bulunan boşluklar, doğal gelişim göstergesidir. Erişkinlerin dişlerindeki gibi sıkı temaslar ileride meydana gelebilecek yer darlığı ve dolayısıyla dişlerde çapraşıklığın (çarpıklığın) göstergesi olabilir. Daimi dişler 6-7 yaşlarında sürmeye başlarlar ancak 7-9 yaşları arasında, kesici dişler sürene dek pek fazla problem gözlenmez. Ancak süt dişlerinin tümü daimileriyle yer değişene dek yerinde tutulmalıdır. Aile hekiminiz sizi erken yaşta bir ortodontiste yönlendirse dahi bu her zaman tedavinin çok erken başlatılacağı anlamına gelmez. Çoğu dikkatli dişhekimi potansiyel bir problemin kontrol atında olduğu ve en uygun tedavi zamanının geçmediğinden emin olmak ister. Çocuklarda çenesel problemlere erken yaşlarda müdahale etmek gerekirken, sadece dişlerin düzensizlik gösterdiği durumlarda tedavi için zaman vardır. Erişkin hastaların da dişleri hareket ettirilebilir yani bu tür tedaviler için zaman aşılması söz konusu değildir. Artan yaşın tedavi süresini uzatması ve tedaviyi biraz zorlaştırması mümkün olabilir. Yine de yaş faktörü dişlerin destek dokularının sağlıklı olması kadar önemli değildir.
Ortodontik tedavide çocukların uyması zorunlu olan kurallar vardır. Anne ve babaların da tedavi süresince çocuklarını dikkatle izlemeleri gerekir. Bu kurallar şunlardır:
  • Ortodontik tedaviye başlamadan önce çürük dişlerin tedavi edilmesi ve diş etinin tam sağlıklı duruma getirilmesi gerekir.
  • Tedaviye başlanınca ortodonti uzmanı, koyduğu tanıya göre çocuğa bir aparey uygular. Bu apareye ve dişlere daha önceki bölümlerde anlatıldığı gibi çok iyi bakılması; dişlerin düzenli fırçalanması şarttır. Hele sabit aygıtlarda dişlerin üzerine yapıştırılan olukların etrafında diş plağı çok çabuk yerleşir. Buna imkan verilmemesi gerekir.
  • Hekim tedaviye başladıktan sonra hastasını ortalama ayda bir görür. Dolayısıyla ortodontik tedavide büyük görev, çocuklara düşer. Bu nedenle dişleri düzeltilecek çocuklarda tedavi isteği olması gerekir. Ailenin zorlaması çoğu zaman olumsuz etki uyandırmaktadır.
  • Hekimin kontroller sırasındaki tavsiyelerine dikkatle uyulmalıdır.
  • Randevular aksatılmamalıdır.
  • Apareylerde kırılma, kopma veya ağıza yapışan düzeneklerde çıkma varsa tedavi kesintiye uğrar. Böyle durumlarda hemen hekime başvurulmalıdır.
  • Pekiştirme tedavisinde bıkkınlık gösterilmemeli; uygulanan aygıt ağıza düzenli takılmalıdır.
Şu durumlarda yüksek risk altındasınız demektir:
  • Sigara ve tütün kullanımı
  • Aşırı alkol tüketimi
  • Sürekli güneş ışığına maruz kalma
  • Dudak ısırma, yanak çiğneme alışkanlığı
  • Kötü yapılmış protezler
Bazı erken işaretler:
  • Yüz, boyun ve ağızda 2 hafta içinde iyileşmeyen ağrılar, uyuşuk alanlar
  • Dudak, dişeti veya diğer ağız bölgelerinde oluşan şişlik, yumru veya kabarcıklar
  • Beyaz, kırmızı veya koyu renkli alanların oluşması
  • Ağız içinde tekrar eden kanamalar